"Kanlı bir gömlek parçasının nelere kâdir olduğunu bilemezsiniz."
Lord Methedros
---
Styx nehri.
İçine düşen zavallı ruhların sonsuza dek ızdırap çekmeye mahkum olduğu katran kadar siyah ve yoğun kıvamlı bir nehirdir. Acı dolu feryatlar yükselir onun içinde hapsolmuş kurbanlardan. Öyle korkunçtur ki bu çığlıklar, duyanlar aklını yitirir. Durdurulamaz bir histeri krizine girmiş, katıla katıla kahkahalar atan ve aynı anda hıçkıra hıçkıra ağlayan bir akıl hastanesi dolusu delinin vahşi hezeyanı bile bu nehir kadar çıldırtamaz kimseyi. Beyninizin içinde yankılanır sesleri; ağlarlar, yalvarırlar, fısıldarlar, haykırırlar, hıçkırırlar, sayıklarlar... Ve o sesler, eti yırtan tırnaklar gibi tırmalar dururlar akıl sağlığınızı. Sonsuza dek sürer bu işkence, asla susmazlar.
Lord Methedros da bu azap çeken ruhların arasına atıldı birkaç yüzyıl önce. Tanrılar için bile Styx nehri dayanılmaz bir yerdir. Lord Methedros da buradan kurtulacağı ve kendisini buraya gönderenlerden intikam alacağı günü sabırla bekledi orada tutsak iken. Sonra bir gün, bir kumaş parçası düştü Styx'e. Bir damla kan yeterdi ruhun üzerine beden örmek için ve o kumaş parçasında bir damladan fazlası vardı...
Burada Lord Methedros’un o lanetli ırmaktan kurtulup yeniden doğuşunun hikayesi anlatılmaktadır.
---
Charnel, siyah oniks mermeri ile inşa edilmiş sarayının balkonunda, hizmetkarlarını gönderdiği bir görev sonrası kendisine ulaştırdıkları kanlı kumaş parçasına bakarak dolanıyordu. Hizmetkarları verdiği görevi başaramamış ve karşısına sadece kanlı bir kumaş parçası ile çıkarak onu kandırmayı denemişlerdi. “Beni bir parça kumaşla kandıracaklarını nasıl düşünebilir bu sersemler! Lanetlerim üzerlerine olacak!” diye bağırdı ve elindeki kumaşı balkondan aşağıya atıp odasına doğru ilerledi.
Savrulan kumaş cehennemin kavurucu ve sert rüzgarları ile uzaktan görülebilen, ancak sesin ulaşamayacağı mesafedeki Styx nehrine doğru uçtu ve o katran siyahı suya düştü. Kumaş Styx tarafından yutulurken, nehrin kara akıntısı kabarmaya ve köpürmeye başladı bir anda. Gittikçe yükselen tiz bir ses yayıldı tüm cehenneme; bu kulak tırmalayan ses, canlı canlı ateşe atılan ve bedenleri cayır cayır yanan yüzbinlerce insanın çektikleri acı yüzünden aynı anda vargüçleriyle çığlıklar atmasını andırıyordu adeta. Cehennem işkencenin ve azabın ana vatanıydı elbet ancak Charnel bile, sonsuz ömründe ilk defa cehennemde bu denli katlanılamaz haykırışlara tanık oluyordu.
İlk başlarda sesin bir kaynağı yok gibi gelmişti iki yüzlü tanrıya, sanki beyninin içinde yankılanıyordu bu ızdırap dolu feryatlar. Ancak daha sonra sesin Styx'ten geldiğini fark etti Charnel. Sesin geldiği yerde nehir köpükler saçarak fokurduyor, köpüklerin düştüğü topraklarsa alev alıp yanıyordu. Charnel, balkonda nöbet bekleyen iki kanatlı zebanisini olanlara daha yakından bakmaları için gönderdiği anda, Kain salona girdi ve saray balkonundan huzursuz bir şekilde nehre bakan kardeşinin yanında durdu.
“Styx nehri kaynıyor," diye mırıldandı Kain hoşnutsuz bir şekilde. "Senin yol açtığın yeni bir lüzumsuzluk mu yoksa, kardeşim?”
"Cehennemde olup biten her şey, benim gücüm ve irademden kaynaklanır," dedi Charnel, gözlerini nehirdeki uğursuz hareketlilikten ayırmadan. "Ve hayır, Styx'in bu garabeti üzerinde hiçbir mesuliyetim yok."
Cehennemin var oluşunun başından beri sessiz ve sakin akan nehrin durup dururken siyah ve parlak baloncuklar çıkararak fokurdaması ürkütücüydü elbette, ancak Kain için Charnel'in sesinde hissettiği endişe daha ürkütücüydü. Bu olağandışı durum karşısında soğukkanlı ve kudretli Charnel'ın bile tedirgin olması, Styx'in bu anormalliğinin sadece felaketlere gebe olduğuna işaretti.
İki tanrı nehri kuşkuyla izlerken büyük balkonun diğer tarafında güçlü bir kanat sesi duyuldu, Charnel'ın gönderdiği kanatlı zebani geri dönmüştü. Zebani balkona inerken devasa deri kanatları keskin rüzgarlar oluşturdu, sonra büyük bir hayvan pençesini andıran iri tırnaklı ayakları rahatça kara mermer zemine kondu. Ardından tanrılara selam verip derhal diz çöktü zebani, raporunu sunarken korkusunu ve sesindeki titremeyi bastırmaya çalıştığı fark ediliyordu:
“Efendilerim, nehrin yanından geliyorum. Ne yazık ki bana görevde eşlik eden diğer zebani, ırmağın saçtığı sular tenine değdiğinde eriyerek yok old..."
"Senden diğer zebani konusunda değil, Styx konusunda rapor istendi iblis!" diye sertçe sözünü kesti Kain. Zebani yerlere kadar eğilip af diledi ve raporunu sunmaya devam etti, artık sesindeki titremeyi bastıramıyordu:
"A-affediniz yüce lordum, devam ediyorum. Styx'in kaynadığı alanın etrafındaki kıyı şeridi yanarak kavrulmuş, efendilerim. Ve... ve ırmağın fokurdayan noktasında tam bir kargaşa vardı, yüce efendilerim. Su öyle çalkalanıyordu ki içinde birbirinin boğazına saldıran iki kanogar debeleniyordu adeta. Styx'in etrafa saçılan damlalarından uzak kalmaya çalışarak yaklaştım nehre ve..." Zebani söze nasıl devam edeceğini bilemiyormuş gibi kıvrandı. "...ve çok korkunç bir şeye tanıklık ettim, yüce lordlarım. Nehirden bir adam çıktı!"
Charnel öfkeyle "Buna inanacağımızı mı sanıyorsun? Tanrılarınla dalga geçmeye nasıl cüret edersin, seni aşağılık yaratık!" diye kükredi. "Styx içine düşen tanrıları bile sindirip yutan bir ırmaktır!"
Zebani tanrıların gazabını üzerine çektiğini düşünüp olduğu yerde büzülerek "B-böyle bir saygısızlığa asla kalkışmam yüce lordum, gördüklerimi aynen aktarıyorum" dedi aceleyle. "Önce Styx'in kıyısına vurdu cesedi. Daha doğrusu ben ceset sandım, sonra hala canlı olduğunu fark ettim. Sürünerek kendini kıyıya çekti. Önce rengi bembeyazdı ve ölü gibiydi ancak zaman ilerledikçe normal bir insanın ten rengine döndü bedeni. Bunlara tanık olduktan sonra, emrettiğiniz üzere hızla buraya geri döndüm."
Kain, korkudan titreyen zebaninin üzerine yürüdü ve “Hemen gidip o adamı buraya getir, yoksa kanatlarını koparıp sana yediririm!” diye tehdit etti ancak bunu yapmasına gerek yoktu, iblis sunduğu rapor üzerine daha da öfkelenmiş iki tanrıdan bir an önce uzaklaşmak için Styx sularına bile dalabilirdi.
Savrulan kumaş cehennemin kavurucu ve sert rüzgarları ile uzaktan görülebilen, ancak sesin ulaşamayacağı mesafedeki Styx nehrine doğru uçtu ve o katran siyahı suya düştü. Kumaş Styx tarafından yutulurken, nehrin kara akıntısı kabarmaya ve köpürmeye başladı bir anda. Gittikçe yükselen tiz bir ses yayıldı tüm cehenneme; bu kulak tırmalayan ses, canlı canlı ateşe atılan ve bedenleri cayır cayır yanan yüzbinlerce insanın çektikleri acı yüzünden aynı anda vargüçleriyle çığlıklar atmasını andırıyordu adeta. Cehennem işkencenin ve azabın ana vatanıydı elbet ancak Charnel bile, sonsuz ömründe ilk defa cehennemde bu denli katlanılamaz haykırışlara tanık oluyordu.
İlk başlarda sesin bir kaynağı yok gibi gelmişti iki yüzlü tanrıya, sanki beyninin içinde yankılanıyordu bu ızdırap dolu feryatlar. Ancak daha sonra sesin Styx'ten geldiğini fark etti Charnel. Sesin geldiği yerde nehir köpükler saçarak fokurduyor, köpüklerin düştüğü topraklarsa alev alıp yanıyordu. Charnel, balkonda nöbet bekleyen iki kanatlı zebanisini olanlara daha yakından bakmaları için gönderdiği anda, Kain salona girdi ve saray balkonundan huzursuz bir şekilde nehre bakan kardeşinin yanında durdu.
“Styx nehri kaynıyor," diye mırıldandı Kain hoşnutsuz bir şekilde. "Senin yol açtığın yeni bir lüzumsuzluk mu yoksa, kardeşim?”
"Cehennemde olup biten her şey, benim gücüm ve irademden kaynaklanır," dedi Charnel, gözlerini nehirdeki uğursuz hareketlilikten ayırmadan. "Ve hayır, Styx'in bu garabeti üzerinde hiçbir mesuliyetim yok."
Cehennemin var oluşunun başından beri sessiz ve sakin akan nehrin durup dururken siyah ve parlak baloncuklar çıkararak fokurdaması ürkütücüydü elbette, ancak Kain için Charnel'in sesinde hissettiği endişe daha ürkütücüydü. Bu olağandışı durum karşısında soğukkanlı ve kudretli Charnel'ın bile tedirgin olması, Styx'in bu anormalliğinin sadece felaketlere gebe olduğuna işaretti.
İki tanrı nehri kuşkuyla izlerken büyük balkonun diğer tarafında güçlü bir kanat sesi duyuldu, Charnel'ın gönderdiği kanatlı zebani geri dönmüştü. Zebani balkona inerken devasa deri kanatları keskin rüzgarlar oluşturdu, sonra büyük bir hayvan pençesini andıran iri tırnaklı ayakları rahatça kara mermer zemine kondu. Ardından tanrılara selam verip derhal diz çöktü zebani, raporunu sunarken korkusunu ve sesindeki titremeyi bastırmaya çalıştığı fark ediliyordu:
“Efendilerim, nehrin yanından geliyorum. Ne yazık ki bana görevde eşlik eden diğer zebani, ırmağın saçtığı sular tenine değdiğinde eriyerek yok old..."
"Senden diğer zebani konusunda değil, Styx konusunda rapor istendi iblis!" diye sertçe sözünü kesti Kain. Zebani yerlere kadar eğilip af diledi ve raporunu sunmaya devam etti, artık sesindeki titremeyi bastıramıyordu:
"A-affediniz yüce lordum, devam ediyorum. Styx'in kaynadığı alanın etrafındaki kıyı şeridi yanarak kavrulmuş, efendilerim. Ve... ve ırmağın fokurdayan noktasında tam bir kargaşa vardı, yüce efendilerim. Su öyle çalkalanıyordu ki içinde birbirinin boğazına saldıran iki kanogar debeleniyordu adeta. Styx'in etrafa saçılan damlalarından uzak kalmaya çalışarak yaklaştım nehre ve..." Zebani söze nasıl devam edeceğini bilemiyormuş gibi kıvrandı. "...ve çok korkunç bir şeye tanıklık ettim, yüce lordlarım. Nehirden bir adam çıktı!"
Charnel öfkeyle "Buna inanacağımızı mı sanıyorsun? Tanrılarınla dalga geçmeye nasıl cüret edersin, seni aşağılık yaratık!" diye kükredi. "Styx içine düşen tanrıları bile sindirip yutan bir ırmaktır!"
Zebani tanrıların gazabını üzerine çektiğini düşünüp olduğu yerde büzülerek "B-böyle bir saygısızlığa asla kalkışmam yüce lordum, gördüklerimi aynen aktarıyorum" dedi aceleyle. "Önce Styx'in kıyısına vurdu cesedi. Daha doğrusu ben ceset sandım, sonra hala canlı olduğunu fark ettim. Sürünerek kendini kıyıya çekti. Önce rengi bembeyazdı ve ölü gibiydi ancak zaman ilerledikçe normal bir insanın ten rengine döndü bedeni. Bunlara tanık olduktan sonra, emrettiğiniz üzere hızla buraya geri döndüm."
Kain, korkudan titreyen zebaninin üzerine yürüdü ve “Hemen gidip o adamı buraya getir, yoksa kanatlarını koparıp sana yediririm!” diye tehdit etti ancak bunu yapmasına gerek yoktu, iblis sunduğu rapor üzerine daha da öfkelenmiş iki tanrıdan bir an önce uzaklaşmak için Styx sularına bile dalabilirdi.
---
Cehennemde zaman kavramı yoktur, verilen emrin yerine getirilmesini sabırsızlıkla bekleyen ve süre uzadıkça gazabı artan Charnel vardır sadece. Birkaç iri yarı şeytan muhafız, aralarında sürükledikleri yarı baygın adamla birlikte taht odasından içeriye girdiklerinde iki yüzlü cehennem tanrısının sabrı henüz taşmamıştı; bu da emrin oldukça hızlı bir şekilde yerine getirildiğini gösteriyordu.
Getirilen adamın başı öne düşüktü ve uzun gri saçları yüzünden suratı görülmüyordu. İki kolundan sıkıca kavramış şeytan muhafızlar olmasa ayakta bile duramayacak kadar bitkin haldeydi ancak saçlarının telleri arasından belli belirsiz görünen parlak siyah gözleri vücudunun aksine güçlü bir yaşam ateşiyle yanıyordu.
"Bana Styx'ten nasıl çıktığını anlat, yaratık." diye emretti Kain. "Styx seni sindiremeyip tükürdü mü yoksa?"
Adam kısa bir süre sessiz kaldıktan sonra tanrıları huzursuz eden bir kahkaha attı ve "Hiç değişmemişsiniz, lordum" dedi başı hala eğik halde. "Geçen yüzlerce yıla rağmen espri anlayışınızın hala eskisi kadar bayat olduğunu görmek, her şeyin eskisi gibi olduğu izlenimini oluşturdu bende.”
Kain'in cam gibi saydam ve gözbebeksiz gözleri kısıldı, öyle öfkelenmişti ki "Ne cüretle!" diyebildi sadece.
Adam umursamaz bir tavırla kolunu kendisini tutan şeytan muhafızların pençelerinden kurtardı, ardından ayağa kalktı. Elini başına götürdü, saçlarını geriye attı ve gördüklerinin üzerine abartılı bir şaşkınlıkla Charnel'a baktı:
"Ah! Lordumun kardeşi Lord Charnel da buradaymış. Şaşırtıcı. İkinizin değil aynı ortamda, aynı boyutta bile bulunmaktan nefret ettiğinizi sanıyordum. Yoksa kardeşinizle iş birliği yapmak zorunda kalacak denli mi korkuttum sizi?"
Charnel, yüzü tanıdık gelmeyen adamı artık daha dikkatli inceliyordu. İki yüzlü tanrının biri yeşil, diğeri kan kırmızısı renkteki iki gözü de kısıldı şüpheyle:
"Kimsin sen? Kadim tanrılardan biri mi?"
Adam sırıttı.
“Tanıyamadınız mı hala lordum? Hımm, sanırım anladım. Şu anki görünüşüm sizi yanıltmış olmalı. Açıkçası ben de alışamadım ama bedensizlikten iyidir. Bir süre idare eder beni, sonra bir çaresine bakarım. Ancak görünüşüm değişmiş olsa da, gözlerimin değiştiğini sanmıyorum. Bu bakışları unutmuş olamazsınız. Siz beni kara nehre canlı canlı atarken aynen şimdiki gibi nefret dolu bir ifadeyle bakıyordum size." Adam başını kaldırdı ve simsiyah, gözbebeksiz gözlerini Charnel'e dikti. "Hala hatırlayamadınız mı lordum?”
Charnel bir an duraksadı, ardından yavaşça "Methedros," diye mırıldandı. "Emrinizdeyim lordum." diye yanıt verdi Methedros, yüzüne yayılan sinsi gülümsemeyi saklamaya gerek duymadan. Bunun üzerine önce Charnel'a, sonra Methedros'a baktı Kain gözlerine inanamayarak. Methedros kendisinin eski başkumandanıydı ve binlerce yıl önce cehennemin efendisi olmak için isyan çıkarmıştı, cehennemi ele geçirmeyi neredeyse başarıyordu da... Ama sonunda Kain ve Charnel tarafından tuzağa düşürülmüş ve Styx'e atılmıştı.
Kain "Beni tahtımdan etmeye çalışmış bir haindin sen," dedi soğukkanlı bir sesle. "Ve seni tekrar Styx'in derinliklerine göndermemem için hiçbir sebep yok."
Bu tehdit Methedros'u ürkütmüşe benzemiyordu, "Ama bunu yapmayacaksınız. Çünkü bana ihtiyacınız var, lordum" dedi omuz silkerek.
"Senin gibi birine neden ihtiyacım olsun?" dedi Kain, zor zapt ettiği öfkesini yansıtmamaya çalışarak.
"Styx içinde yüzlerce yıl geçirmek, bir tanrının bile karakterini şekillendirebiliyor." diye başladı söze Methedros ve başını eğdi hafifçe, düşüncelere dalmış gibi. "Eskiden çok açgözlü biriydim. Paralel evrenlerde yönettiğim onlarca yaşam kaynağı bana yetmemişti ve gözümü cehenneme çevirmiştim. Zırhlı kanogarlarımla ordularınızı yok ettiğim o keyifli günler sanki dün gibi, başarmama o kadar az kalmıştı ki..."
Tam o sırada Methedros, Kain ve Charnel'a baktı. İki tanrının da yüzünde hoşnutsuz bir ifade vardı ve onların bu hallerinden keyif almasına rağmen Methedros konuyu değiştirmesi gerektiğini hissetti. "Neyse. Nasıl ve neden yenildiğim konusu artık önemsiz. Lord Kain ve Lord Charnel, ikinizin de her zaman benim gibi bir komutana ihtiyacınız olacaktır." Methedros'un kuzgun karası gözlerinde bir şimşek çaktı. "...ve benim gibisini de bulamazsınız. Bulamayacağınızı biliyorsunuz. Tanrıları dize getirecek kadar kudretli ve yetenekli biri olduğumu ve cehennem ordularını yönetmemdeki dehamı bile bile benden vazgeçebileceğinizi sanmıyorum. Üstelik..." Methedros omuz silkti. "...artık cehennemi ele geçirmek istemiyorum. Ah, bu kararım sizi oldukça rahatlatmış olmalı. Merak etmeyin lordlarım, değiştim ve artık daha alçakgönüllü biriyim. Paralel evrendeki birkaç gezegene hükmetmek bana yetecektir."
Charnel ve Kain huzursuzca birbirlerine baktılar. Kısa süren bir sessizlik anı ardından Charnel "Pekala, Lord Methedros." dedi pes ederek. Kain de keyifsiz bir şekilde "Aramıza hoşgeldin yeniden, cehennemin başkumandanı Lord Methedros." diye selamladı Methedros'u.
Methedros sessizce iki tanrının önünde eğildi. Eğer tanrılara selam vermek üzere başını eğmiş olmasaydı, önüne düşen gri ve uzun saçları yüzündeki ölümcül tebessümü saklayamayacaktı.
Getirilen adamın başı öne düşüktü ve uzun gri saçları yüzünden suratı görülmüyordu. İki kolundan sıkıca kavramış şeytan muhafızlar olmasa ayakta bile duramayacak kadar bitkin haldeydi ancak saçlarının telleri arasından belli belirsiz görünen parlak siyah gözleri vücudunun aksine güçlü bir yaşam ateşiyle yanıyordu.
"Bana Styx'ten nasıl çıktığını anlat, yaratık." diye emretti Kain. "Styx seni sindiremeyip tükürdü mü yoksa?"
Adam kısa bir süre sessiz kaldıktan sonra tanrıları huzursuz eden bir kahkaha attı ve "Hiç değişmemişsiniz, lordum" dedi başı hala eğik halde. "Geçen yüzlerce yıla rağmen espri anlayışınızın hala eskisi kadar bayat olduğunu görmek, her şeyin eskisi gibi olduğu izlenimini oluşturdu bende.”
Kain'in cam gibi saydam ve gözbebeksiz gözleri kısıldı, öyle öfkelenmişti ki "Ne cüretle!" diyebildi sadece.
Adam umursamaz bir tavırla kolunu kendisini tutan şeytan muhafızların pençelerinden kurtardı, ardından ayağa kalktı. Elini başına götürdü, saçlarını geriye attı ve gördüklerinin üzerine abartılı bir şaşkınlıkla Charnel'a baktı:
"Ah! Lordumun kardeşi Lord Charnel da buradaymış. Şaşırtıcı. İkinizin değil aynı ortamda, aynı boyutta bile bulunmaktan nefret ettiğinizi sanıyordum. Yoksa kardeşinizle iş birliği yapmak zorunda kalacak denli mi korkuttum sizi?"
Charnel, yüzü tanıdık gelmeyen adamı artık daha dikkatli inceliyordu. İki yüzlü tanrının biri yeşil, diğeri kan kırmızısı renkteki iki gözü de kısıldı şüpheyle:
"Kimsin sen? Kadim tanrılardan biri mi?"
Adam sırıttı.
“Tanıyamadınız mı hala lordum? Hımm, sanırım anladım. Şu anki görünüşüm sizi yanıltmış olmalı. Açıkçası ben de alışamadım ama bedensizlikten iyidir. Bir süre idare eder beni, sonra bir çaresine bakarım. Ancak görünüşüm değişmiş olsa da, gözlerimin değiştiğini sanmıyorum. Bu bakışları unutmuş olamazsınız. Siz beni kara nehre canlı canlı atarken aynen şimdiki gibi nefret dolu bir ifadeyle bakıyordum size." Adam başını kaldırdı ve simsiyah, gözbebeksiz gözlerini Charnel'e dikti. "Hala hatırlayamadınız mı lordum?”
Charnel bir an duraksadı, ardından yavaşça "Methedros," diye mırıldandı. "Emrinizdeyim lordum." diye yanıt verdi Methedros, yüzüne yayılan sinsi gülümsemeyi saklamaya gerek duymadan. Bunun üzerine önce Charnel'a, sonra Methedros'a baktı Kain gözlerine inanamayarak. Methedros kendisinin eski başkumandanıydı ve binlerce yıl önce cehennemin efendisi olmak için isyan çıkarmıştı, cehennemi ele geçirmeyi neredeyse başarıyordu da... Ama sonunda Kain ve Charnel tarafından tuzağa düşürülmüş ve Styx'e atılmıştı.
Kain "Beni tahtımdan etmeye çalışmış bir haindin sen," dedi soğukkanlı bir sesle. "Ve seni tekrar Styx'in derinliklerine göndermemem için hiçbir sebep yok."
Bu tehdit Methedros'u ürkütmüşe benzemiyordu, "Ama bunu yapmayacaksınız. Çünkü bana ihtiyacınız var, lordum" dedi omuz silkerek.
"Senin gibi birine neden ihtiyacım olsun?" dedi Kain, zor zapt ettiği öfkesini yansıtmamaya çalışarak.
"Styx içinde yüzlerce yıl geçirmek, bir tanrının bile karakterini şekillendirebiliyor." diye başladı söze Methedros ve başını eğdi hafifçe, düşüncelere dalmış gibi. "Eskiden çok açgözlü biriydim. Paralel evrenlerde yönettiğim onlarca yaşam kaynağı bana yetmemişti ve gözümü cehenneme çevirmiştim. Zırhlı kanogarlarımla ordularınızı yok ettiğim o keyifli günler sanki dün gibi, başarmama o kadar az kalmıştı ki..."
Tam o sırada Methedros, Kain ve Charnel'a baktı. İki tanrının da yüzünde hoşnutsuz bir ifade vardı ve onların bu hallerinden keyif almasına rağmen Methedros konuyu değiştirmesi gerektiğini hissetti. "Neyse. Nasıl ve neden yenildiğim konusu artık önemsiz. Lord Kain ve Lord Charnel, ikinizin de her zaman benim gibi bir komutana ihtiyacınız olacaktır." Methedros'un kuzgun karası gözlerinde bir şimşek çaktı. "...ve benim gibisini de bulamazsınız. Bulamayacağınızı biliyorsunuz. Tanrıları dize getirecek kadar kudretli ve yetenekli biri olduğumu ve cehennem ordularını yönetmemdeki dehamı bile bile benden vazgeçebileceğinizi sanmıyorum. Üstelik..." Methedros omuz silkti. "...artık cehennemi ele geçirmek istemiyorum. Ah, bu kararım sizi oldukça rahatlatmış olmalı. Merak etmeyin lordlarım, değiştim ve artık daha alçakgönüllü biriyim. Paralel evrendeki birkaç gezegene hükmetmek bana yetecektir."
Charnel ve Kain huzursuzca birbirlerine baktılar. Kısa süren bir sessizlik anı ardından Charnel "Pekala, Lord Methedros." dedi pes ederek. Kain de keyifsiz bir şekilde "Aramıza hoşgeldin yeniden, cehennemin başkumandanı Lord Methedros." diye selamladı Methedros'u.
Methedros sessizce iki tanrının önünde eğildi. Eğer tanrılara selam vermek üzere başını eğmiş olmasaydı, önüne düşen gri ve uzun saçları yüzündeki ölümcül tebessümü saklayamayacaktı.
1 yorum:
Arkaya müzik olarak Warcraft 3 - Arthas' Betrayal videosundaki müziği seçiyorum ve bu seçimimden çok hoşnutum. Tam böyle cuk diye oturmuş vaziyette.
Aslı ile hikayeyi tam olarak nasıl bağlayacaksın hiç bir fikrim yok, ama kendisine söyledim, size de söylüyorum Muhafız efendi, Düş kanının son damlasına kadar savaşacaktır.
Sonuçta, savaşacağımız ne ilk ne de son Cehennem Prensi kendisi =D
Yorum Gönder