13 Ocak 2010 Çarşamba

Sandık


Geminin burnunda oturmuş önündeki karanlık havayı ve çalkantılı denizi izliyordu muhafız. Gece büyük bir fırtına birden kopmuş ve gemiyi bir ceviz kabuğu gibi sallamıştı.. Denizciler gemiyi onarmaya çalışırken oda geminin burnundaki şahin şeklindeki oymanın yanında oturuyordu.. Yolculuğunun sonunu beklerken yükseklerden bir şahinin çığlığını duydu. Kolunu kaldırdı ve şahin sert bir dalışın hemen ardından muhafızın koluna kondu..
Muhafız cebinden bir parça kurutulmuş tavşan etini şahine verdi. "Aferin Fioni, aferin. Böyle bir havada zor bir uçuştu" Fioni bir çığlık attı hafif bir tonda.. Muhafız şahinin başını ve gagasını okşarken gözü uzaklara dalmıştı. "Ama mesajı iletememişsin gördüğüm kadarı ile. Kraliçeyi bulamadın mı?" Şahin kanatlarını açıp ürkütücü bir çığlık attı sorunun ardından. "Sadece şakaydı dostum. Sadece şaka" dedi ve bir parça et daha verdi kolundaki arkadaşına.

İleride kara hala gözükmemişti. Aslında geceki fırtınadan dolayı baya bir sürüklenmişlerdi ve yerlerini hala tam olarak bilmiyorlardı. Muhafızın ise iletmesi gereken önemli bir kargosu vardı.. Sandık sahibine ulaştırılmalı ve teslim edilmeli idi. Fioni yi geminin yelken direğine doğru gönderdikten sonra muhafız boynunda asılı duran anahtarı çıkarttı ve dikkatlice incelemeye başladı.. "Sandık ve içindeki sahibine ait." dedi dalgın gözlerle..


Sevdiği, değer ve önem verdiği şeyler için emek harcayan herkese....

0 yorum: