21 Ağustos 2009 Cuma

Soygun

Karanlık, Hırsızdiyar'ın üstünü kara bir perde gibi örtmüştü. Ne ay, ne de yıldızlar aydınlatıyordu yeryüzünü. Sonbahar serinliğinde sıcak evleri ve hanları dolduran insanlar sokakları boşaltmıştı. Şehrin ana kapısından içeri giren iki atlıyı bu yüzden gören olmadı, görenlerde pek dikkat etmedi. Atlılar karanlık içinde mangallarda yanan odunların aydınlattığı caddeden ara sokaklarda gözden kaybolduklarında da kimse ark etmemiştı bu sıradan iki yabancıyı. Yağmur öncesi serinliğinde, karanlık ve serin sokak aralarında dolaşan atlılardan birisi sola döndü. Diğer atlı ise bir an durup onu izlemeye devam etti.

"Usta, doğru yoldayız değil mi?” diye sordu geriden gelen atlı sessizce. “Gittiğimiz tarafta uygun bir yer yok çünkü." Fısıltıyla ve dikkatlice konuşsada sesinde bir titreme belli oluyordu. Öndeki atlı keskin bir ses tonu ile "Merak etme nereye gittiğimden eminim." dedi. Ustasının keskin sesinden sonra büzülmüş gibi hissetti kendisini. Zira ustasının sesi hiç normal zamanlardaki gibi neşeli çıkmıyordu. "Ama usta buralardaki evler sıkı korunurlar." Dedi içinde topladığı cesaret ile. Usta atını durdurdu ve çırağının iyice yanına gelmesini işaret etti. "Evet, buradaki evler Hırsızdiyar şehrindeki en iyi korunan yerlerdir. Sıradan bir çırak için buralar kesinlikle uygun değiller. Ama sen sıradan bir çırak değilsin, benim çırağımsın. Bu da senin sıradan sınavlara tabi tutulmamanı gerektirir." Dedi ve atını tekrar sürdü. Meks yıllardır ustasının yanında çıraklık yapıyordu ve bu gece onun kalfalık sınavı idi. Zor bir sınav bekliyordu ancak Hırsızdiyar’daki bir lüks evi soymak onu korkutuyordu.

Derin bir nefes alan Meks cesaretini topladı ve ustasının girdiği karanlık sokağa girdi. Ustasının yanına geldiğinde ustası atının sırtındaki çuvalı omuzlamış onu bekliyordu. Yüzünde gördüğü neşeli hareket ise işe başladıklarının belirtisi idi. Ustası ne zaman böyle gülse zor bir işe girişeceklerinin ve başlarına bin türlü olayın geleceğinin göstergesi oluyordu. Meks ustasının atının yanına vardığında atından indi ve çuvalının içindekileri kontrol eden ustasına baktı. Ustasında şehre girdiklerindeki sertlik ve soğukluk kalmamıştı artık. Sakin bir ses tonu ile “Meks, eşyalarını al ve atları serbest bırak. Bizi nerede bulacaklarını bilirler merak etme.” Diyerek çırağını yanına çağırdı. “Usta bana ne yapacağımızı söyleyecek misin artık?” dedi Meks ustasının yanına vardığında. “Sınav öncesi çırağa birşey denmez bilmiyor musun sen?” dedi gülerek ve Meksin kucağına garip bir elbise bıraktı. “Al, bunu sıkıca giy.” Dedi ve çuvaldan bir tane daha çıkartıp giyinmeye başladı. “Meks, çantanda yiyecek birşeyler var mı?” Meks sınav heyecanı ve giymeye çalıştığı garip elbise ile boğuşmaktan ustasını anlamamıştı. “Yemek Meks, yemek.. Handa iken keşke yeseydim, şimdi çok acıktım biliyor musun?” dedi. Meks, aklından ceylan kızartması geçiren ustasının yüzüne anlamsız bir şekilde bakarken bir yandan da elbisesini kapatmaya çabalıyordu. Ustası yanına geldi ve elbisesini kapatmasına yardım etti. Ardından da başına elbisenin son parçası olan dar başlığı geçirdi. Üzerindeki garip giysi yüzünden iyice rahatsız olan Meks hocasına halini anlatabildiğini düşündüğü bakışlarla “Neden bunları giymek zorundayız? Hiç rahat değiller. Hareket etmemi bile engelliyorlar.” Diyerek sitem etti. Ne yapacaklarını bilmemek, başlarına ne geleceğini kestirememek üstüne bu dar ve insana ızdırap veren elbise çok gelmişti. "Eğer bunu giymezsen gideceğimiz yerde gözleri kapalı olarak yirmi metreden senin yerini bulurlar." Meks ustasının laflarına bir anlam verememişti "Niye ki usta?" diye sordu merakla.Kafasında, bu elbiseyi neden giydiklerini çözmeye uğraşıyordu. Ustası ayağı ile yerdeki oluklu taşın yanına sertçe vurdu vetaş kapak vurduğu yerden açıldı. Kapak açılınca etrafı berbat bir koku sarmaya başladı. “Lağım çukuru bu” dedi Meks. Yüzü neredeyse kapalı maske arkasından bile suratındaki ifade anlaşılabiliyordu. Ustası elbiselerin ne işe yarayacağını anlaması için "Bu koku ve pisliğin içinden bunlarsız geçtikten sonra, yetmiş yaşındaki bir yaşlı insanın burnu bile seni yakalayabilir. Şimdi iş başına" Dedi ve Meksi karanlık ve pis kokan deliğe doğru ittirdi, peşinden de kendisi atlayıp kapağı geri kapattı.

"Usta burası iğrenç kokuyor. Niye buradan gidiyoruz ki? Daha iyi ve kokmayan yerler bulabiliriz." Meks kusmamak için kendini zor tutuyordu. Önden giden ustası yollarını bulmaya çalışırken "Silvan'ın muhafızları da senin gibi burun büküyorlar bu kokuya ve bu yüzden burayı kontrol etmiyorlar." Dedi ve karanlıkta bile belli olan bir şekilde sırıttı. Meks’in gözleri ustasının sırıtışı gibi karanlıkta belirivedi birden "Silvan'ın malikanesine mi gireceğiz? Katiller Loncası Sözcüsünün evine? Ama oraya girmek intihar!" "Bana çırak olmakta öyle evlat" dedi ustası ve yoluna devam etti. “Burası iğrenç. Bir daha öldürseler böyle bir yere girmem” Dedi Meks. Nefes almamak için çabalıyordu. "Bende ilk kez lağım içine girip yürüdüğümde aynı sözleri söylemiştim biliyor musun ... Ve şimdi fark ettim, ben gerçekten çok açım." Ustasının böyle bir yerde bu kadar rahat acıktım demesine dayanamadı Meks. Yüzü gittikçe yeşile dönmüştü "Burada denilecek laf mı bu şimdi bana!" dedi öğürmesini bastırmaya çabalarken "Dur aklımı karıştırma şimdi.” Dedi ustası aldırmadan. “Dört, beş, hah altıncı geçit.Bundan sonraki kanal bağlantısı kapağından yukarı çıkacağız."

Kanal bağlantısına geldikten sonra Meks dikkatlice kanalın kapağını açtı ve etrafı kolaçan ettikten sonra yukarı çıktı, başındaki başlığı çıkarttıktan sonra derin bir nefes alıp yere uzandı. Kendine geldikten sonra ikili üzerlerindeki kokan ve ıslak giysiyi çıkartıp çıktıları kanala attılar ve kapağı kapattılar. Meks bulundukları deponun tavan altı penceresinden dikkatlice dışarı baktı. "Kimseye belli etmeden girdik. Peki şimdi ne yapıyoruz? Ve en önemlisi nasıl dışarı çıkacağız?" Diğer pencereden etrafı gözetleyen ustasını memnun bir ses tonu ile “Bir adım sonrasını düşünmek güzel bir harekettir” dedi. "Konağın diğer tarafında bahçe eşyalarının konulduğu bir depo var." Dedi ve çantasından ufak bir kağıt çıkarttı.
"Bak biz şuradayız bodrum deposu, sol taraf. Gideceğimiz yer ise şu üçüncü kat planındaki hava bacası. Koridordan yukarıya doğru merdivenlere, oradan da hava bacasına giden ara koridora geçeceğiz. Alacağımız eşya şu büyük odanın ortasında, yerden beş metre yukarıda, desteksiz, asılı bir şekilde duruyor ve bizim için ulaşmanın tek yolu üst taraftaki hava bacası. İşimizi bitirince geldiğimiz ara yoldan çatının sağ tarafına geçeceğiz. Kimseye belli etmeden buraya kadar ulaşabilirsek çıkışa bir adımımız kalmış oluyor. Bu noktadan sonra ise işimiz hıza bakıyor. Bahçedeki muhafızlar ve köpekler yüzünden bahçeye inemeyiz, o yüzden direk bahçe dışına çıkacağız. Çatıdan dış duvara dayalı olan deponun olduğu yere uygun bir anda okla ip atacağız ve hemen ardından iple deponun üstüne kayacağız. Deponun çatısı ile bahçe duvarının üstü arası iki metre civarında. Bizim için geçmesi kolay olur. Orada atlarımıza biner ve hızla saklanacağımız hana gideriz.” Dedi ustası ve Meks’in sorusu olup olmadığını sorarcasına yüzüne baktı. Kafasında planı gözden geçiren Meks hissiz bir sakin bir ses tonu ile "çatıya çıkamazsak, ya da çatıdan depoya geçerken fark edilirsek? Bu durumda ne yapacağız usta?" "Öyle bir şey olmamasını umalım.” Dedi ustası “Ama eğer olursa, işte o zaman gizli meziyetlerimiz olup olmadığını öğrenme fırsatımız olur." Dedi ve hafifçe güldü.

Meks bir daha pencereden dışarı baktı ve etrafı bir daha inceledi. Köpekleri, muhafızları ve ellerinde taşıdıkları devasa baltaları gördü. Gölgelerin arasında dışarıyı izlerken "Umarım bir aksilik çıkmaz usta. Çok zor bir sınav bu. Başarılı olamama ihtimalim yüksek değil mi?" Ciddileşen ustası Meks’in yanına geldi ve omzundan tuttu. " Evet biliyorum, büyücülerin sınavları kadar zor olacak. Sıradan bir sınav değil bu dediğim gibi. Büyücüler yaptıklarını sanat olarak kabul ediyorlar. Bizim işimizde bir sanat ve onlarınki si kadar olmasa da bilmeyenlerin elinde tehlikelidir. En baştada yapan için. Ama unutma, hiçbir kilit açılamaz olmayacağı gibi hiçbir sınavda geçilemez değildir." Dedi ve deponun kapısını dikkatlice açıp süzülürcesine dışarı çıktılar.

Karanlık koridorda sessizce ilerlerken Meks durdu ve ustasına ilerideki kapıyı gösterdi. Ağzı ile "korumalar" dedi ustasına. İlerideki koridorun yanındaki büyük kapının bitişiğindeki bir oda da oturan zırhlı korumaları gördü. Bir masanın etrafında oturmuş, içki içip sohbet ediyorlardı. Koridorda korumalara gözükmeden geçebilecekleri bir aralık buldular. Geçecekleri sırada Meks ustasının fısıltılı sesi ile durdu. "yemek" dedi ustası ve korumaların odasının yanındaki mutfağa doğru yavaşçailerleyip, yavaşça içeri süzüldü. Meks’in şaşkınlıktan fal taşı gibi açılmış bakışları arasında ustası, korumaların odasına açılan kapıdan rahatça görülen tezgahın yanına kadar süzüldü ve dikkatlice tezgahın üzerinden birkaç elma ve birkaç tane tavuk budu aldı. Geldiği sessizlik ile geri döndükten sonra aldığı butlardan birisini Meks’in eline tutuşturdu. Şaşkınlık içindeki Meks kendine gelir gelmez yollarına geri koyuldular.

Konağın içinde yapılan gizli koridorlar ve merdivenler, konakta çalışan hizmetlilerin ev sahiplerine gözükmeden konak içinde gidip gelmelerini ve işlerini görmelerini sağlıyordu. Aynı şekilde ikilinin de ev sahiplerine gözükmeden işlerini yapmak için yukarı katlara çıkmalarını sağlamıştı. Üçüncü kata çıktıktan sonra Meks ana koridor'a açılan kapıdan dışarıyı kontrol etti. Silvan evinin içinde gürültülü zırhları ile dolanan muhafızlar istemediği için konak içinde sadece birkaç tane koruma dolaşırdı ve şu an bulundukları yerde değillerdi. Biraz bekledikten sonra Meks’in yerine öne geçen ustası kapıyı açtı ve koridoru kolaçan ettikten sonra birlikte dışarı çıktılar. Karanlık gölgeler arasında biraz ilerledikten sonra büyük, ahşap oymalı bir kapının önünde durdular. İçerisinin boş olup olmadığını anlamak için dikkatlice kapıyı dinlediler, boş olduğuna emin olunca da kapının kilidini açmaya başladılar. Kapının kilidini açmaya çalışırken Meks bir yandan da etrafı kontrol eden ustasına "buradan mı gireceğiz odaya" diye siye sordu fısıltılı bir ses tonu ile. Koridordan gözlerini ayırmadan "Buradan tepedeki bacaya ulaşacağız. Kasa odasına bu odadan başka geçiş yan yolu yok." dedi ustası.Kilidi açıp içeri süzüldüler hemen. Girdikleri oda Silvan'ın yaptığı büyük işlerin hatıralarını sakladığı bir anı odasıydı. Yaptığı büyük yağmalardan topladığı eşyalar, ya da öldürdüğü insanlardanaldığı hatıralar (ki bu hatıralar arasında öldürdüğü insanların kafaları veya yüzüklü parmakları da vardı) saklıydı. Odadaki hatıralara fazla dikkat etmeden odanın tavanında bulunan kapağayöneldiler. Sıradan biri için fark etmesi imkansız olan kapak, iyi bir işçiliğe sahip olsa da deneyimli hırsızlar için “buradayım” diyordu. Kapağa yönelen Meks’in kolundan tutan ustası "Dikkat et, büyük ihtimal tuzaklıdır." Diye fısıldadı. Heyecanlı çırak kemerinden çıkarttığı bir aynalı çubuk ile kapağın aralığından içeriye göz uzattı. "kapağın üzerinde, mazgal kilitlerine takılı iki tane yay var." Dedi. Ardından da kemerinden iki tane klips çıkartıp dikkatlice kapağın mazgalından içeri soktu. Klipsleri yerleştirdikten sonra kapak kilitlerine takılmış olan ipleri sabitledi. Gerginliklerini kontrol ettikten sonra bu sefer çantasından bir makas çıkarttı ve ipleri yavaşça kesti. Meks rahatlama ile derin bir nefes verdikten sonra "Tamam" Dedi ve kapağın kilitlerini dikkatlice açtı.
Kapaktan içeri girdikten sonra etraflarını incelediler. Burası çatı katının kapalı bir bölmesi idi ve girdikleri kapak ile ilerlerindeki başka bir kapak dışında boştu. Meks etrafa bakmaya devam ederken ustasının "Lanet!" diye küfrettiğini duydu. "Planı veren adamı bir yakalayayım kulaklarından surlara çivilemezsem." Diye söyleniyordu. Bir şeylerin planlara ters olduğunu anlamak için alim olmak gerekmiyordu. Meraklı bakışlarla ustasının bir açıklama yapmasını bekledi. Ustası ev planını tekrar çıkarttı "Buradan çatının sonuna kadar giden bir yol olması gerekiyordu! ama yok. Onun yerine koca bir tuğla duvarı var! Ve bu, bizim kaçış planımızı geçersiz kılar!" dedi sinirli sinirli. Gözlerini kapatan usta derin birkaç nefes aldı ve "Tamam bakalım ne yapabiliriz. Geldiğimiz bu kapaktan tekrar aşağıya iner ve koridordan ilerleyip kat sonuna gideriz. Atların bizi beklediği depoya doğru ipimizi atarız ve hızlıca süzülmeyi deneriz.” Dedi. Bir çözüm yolu mutlaka bulunmalıydı. “Depo yüksek olduğu için ikinci kattan depoya doğru kayamayız." Dedi düşünceli bir tonla. Meks çözüm yolu bulmak için düşünürken "Geldiğimiz yoldan geri dönsek?" diye önerdi. Hizmetçi koridorları buraya gelirken işlerine yaramıştı. Ustası kafasını salları "Olmaz. Geldiğimiz yere gitmek için o yolları bir daha aşamayız. Konakta yemek saati yaklaşıyor ve o yol şu anda vızır vızır hizmetli kaynıyordur." Çenesini kaşıyan Meks "O zaman önce esas işi halledelim. Sonra çıkışı düşünürüz. Nasıl olsa bir çıkış planımız yok şuan." Dedi Ustası onaylarcasına bakıp "Haklısın." Dedi ve hafifçe gülümsedi. İkili beraber ikinci kapağa doğru ilerledi. "Usta, sence buda tuzaklı mıdır?" diye sordu Meks. Ustası "Bu senin sınavın. Kilitler, tuzaklar, korumlar senin işin. Bana güvenme, bak planım ters tepti." Dedi ve gerekmedikçe karışmayacağı belirtircesine ellerini kaldırıp hafifçe geriledi.

Kapağın karşısında tek başına kaldığını anlayan Meks hafifçe dudağını ısırdı ve kapağın yanına oturdu. "Tamam. Şimdi kapak temiz gözüküyor, zehirli madde belirtisi yok. Üst tarafta tuzakta yok. Peki kapağın altında ne zar?" diye kendi kendine söyleniyordu. Sonra yere hafifçe uzandı ve kapağın kilidini açtı. Kilidi açtıktan sonra kapağı hafifçe araladı ve içeri baktı. Ustasına dönerek " temiz gözüküyor." Dedi. Kapağı açmaya çalışacaktı ki ustası kapağı tuttu ve açmasını engelledi. Sınıfta ders veren bir hoca edasıyla parmağını salladı "Böyle özel bir şeyi çalarken daha dikkatli ol." Dedi ve Terlemeye başlamış çırağının yanına oturdu. Yerden bir parça toz aldı ve hafif aralık olan kapaktan içeri doğru fledi. Toz kapaktan içeri dağılınca kapağın hemen altında, gergin olmayan, çok ince iki ip duruyordu. Yaptığından hoşnut bir şekilde "İyi tahmin. Örümcek ipleri" Dedi kendi kendine. Meks “Nereden biliyordun bu ipleri?” diye sordu beş yaşındaki çocuk merakı ile. "Tahmin” dedi ustası elindeki toz artıklarını silerken. “Daha önceden başıma gelen bir olay aklıma geldi birden. İyi ki ilk kapakta yoktu bu tuzaktan." Dedi ve hafifçe güldü. "Bu işler akılla birlikte şansa da bakar evlat. Ama her insan şansını da kendisi yaratır bunu da unutma." Dedi ve göz kırptı. Kapağı sabitleyen ustası "Bak bu bir şans işte” dedi ince ipleri gösterip “tuzağı kuran buradan kurmuş ipi. O yüzden ip, kapak tamamen açılınca geriliyor ve tuzağı harekete geçiriyor. Rahatça kesip işimize devam edebiliriz." Dedi ve ipi kesip kapağı açtı.


Kapak açılınca ikili aşağıya baktılar. Kapaktan yere kadar dokuz metrelik yuvarlak, kuyu benzeri bir oda vardı. Odanın tam ortasında yerden birbuçuk iki metre yukarıda, hiçbir yere bağlantısı olmadan büyü ile havada asılı duran bir kaidede siyah adamantinden yapılma ufak bir sandık duruyordu. Çırağına dönüp, "Evet, şimdi ne yapıyoruz?" dedi usta neşeli bir sesle. Meks yerden bir avuç toz alıp aşağıya doğru serpti. Tozu serpince kuyunun içinde, kuyuyu boydan boya geçen birçok örümcek ipi kalınlığında ip belirdi. Çırağının yaptığı hareketi beğenen ustası gülümsedi ve "Bu örümcek ipleri ile yapılan tuzaklar çok pahalıdır. Çok zenginler veya sakladığı şeyler kıymetli olan insanlar yaptırır." Dedi ancak lafı midesinden gelen bir ses ile kesildi. "Meks, sen aşağıya inmek için makara ve ipleri hazırla bende şu gürültü kaynağının icabına bakayım." Dedi ve sırt çantasını açıp konağın mutfağından aşırdığı yiyecekleri kurcalamaya başladı. "Usta çok sakinsin. Böyle bir durumda yemeği düşünüyorsun." Dedi Meks makarayı uygun bir yere takarken. "Tam tersi dostum, stresten dolayı midem bu halde. Ve bu gürültüyü susturmazsam yakalanma tehlikesi içine gireriz." Dedi ve çantasını kurcalamaya devam etti. Çantasından bir tavuk budu çıkarttığı sırada Meks düzeneği hazırlamış ve ipi kemerine takmıştı. "Ben hazırım." Dedi kendinden emin bir ses tonu ile.

Ustası elindeki budu ağzı ile yakalayıp ipleri tuttu ve çırağını kapaktan aşağıya doğru yavaşça sarkıtmaya başladı. Meks aşağıya inerken etrafındaki örümcek iplerine dikkat edip hafif hareketlerle onlardan kurtulup aşağıya iniyordu. Sandığın yakınına gelince ustasına işaret etti ve ustası ipi beline dolayıp ipi sabitledi. Yerini sabitleyip emniyete alan Meks sonrasında etrafı incelemeye başladı. Sandığın durduğu uçan kaide etrafında örümcek ipleri yoktu ama sandığın seviyesinde birçok boşluk vardı. Sandığın üzerinde de bir tuzak belirtisi yoktu, sadece kilitli idi. Bu sandığın değil ama kaidenin tuzaklı olduğunu gösterirdi. Meks çilingir aletleri ile kilidi dikkatlice çıkarttı ve ardından adamantin kaplama kapağı yavaşça açtı. Sandığın içi kırmızı ipek ile kaplanmıştı ve ortasındaki beyaz bir kristalden başka bir şey yoktu. İpekten bir zemine oturtulan kristali alacağı sırada durdu. Aklından bu gibi durumlarda olabilecek tuzakları geçirdi. Sonra kristali ve oturtulduğu zemini inceledi. Taşın büyüklüğüne bakarak tahmini ağırlığını düşündü ve belindeki çantasından onun yerine koyabileceği denk ağırlıklı bir şeyler aradı. Çantasından ustasının konağa girdikleri sırada ona verdiği bir elma çıkarttı. Elmanın ağırlığı kristalin ağırlığına yakın gibiydi. Belki biraz daha ağırdı sadece. Meks elmadan bir ısırık aldı ve eşit olduğunu düşünüp taş ile elmanın yerini dikkatlice değiştirdi. Kristali kaldırırken bir yayın gerilme sesini duydu ama elmayı koyunca ses kayboldu. "İyi tahmin" dedi kendi kendine ve alnındaki terleri sildi. "Usta. Yukarı çek." Dedi, yoldaki iplerden sakınmak için dikkatlice ters döndü. İplere dikkat ederek yavaş yavaş yukarı, üst havalandırma kapağına doğru yükselmey başladı. Yukarı çıkarken ustasının ağzındaki but kaydı ve kapaktan aşağı doğru düşmeye başladı. Ustası düşen budu yakalamak için hareket edince de ip bir anlığına boşa saldı ve Meks aşağıya doğru düştü. Meks aşağı düşerken ustası budu yakalayıp hızla ipi tuttu ama bu sırada Meks iki metre aşağıya kaymıştı. Birden durduğu için iple birlikt sallanmaya başladı ve etrafındaki tuzak iplerine çok yaklaştı. Ustası kötü bir şey yapmış beş yaşındaki bir çocuğun utangaçlığı ile "Özür dilerim" dedi ve dikkatlice çırağını yukarı çekti. Kapaktan yukarı sağ salim çıkan Meks kapağın kenarına sırt üstü uzandı ve "Usta bir daha aç karnına işe çıkma." Dedi. Heyecandan nefesi kesilmişti. Biraz soluklandıktan sonra kristali ustasına verdi ve ardından geldikleri kapaktan aşağıya indiler.


Geldikleri salona geri döndükten sonra ikili odanın kapısını açtı ve dışarıyı kolaçan ettikten sonra koridora çıktılar. Koridorun sonundaki kapıyı açtıklarında karşılarına kapının yanında oturan bir koruma çıktı. Koruma, ikiliyi görünce bir an şaşırdı, hemen ardından da "Hırsız!" diye bağırıp ikiliye doğru atılmaya çalıştı ama Meks’in, bıçağını adamın boğazına saplanması ile yere yıkıldı. Yerde yatan korumanın bağırması ile tüm konak ve bahçesinde bir hareketlilik başlamıştı. Ağır zırhlı korumaların konağa girip yukarı çıktıkları çıkarttıkları seslerden belli oluyordu. Ayrıca bahçede köpeklerin sesleri de her yerden duyuluyordu. "Hay bin kunduz!" dedi Meks’in ustası hızla etrafa bakınırken. İkili hızla koridorlardan karşıya geçmek için koşmaya başladılar. Koridordan dönüp ikinci koridorun başına ardıklarında karşılarında dev baltaları ile kendilerimne doğru gelen korumalar belirmişti. Savrulan ilk balta darbelerinden kurtulduktan sonra Meks karşısındaki kapıdan içeri hızla girip saklandı. Ustası "Sizi gördüğüme sevindim beyler ama kapattık!" dedi hedeflerini kaçıran korumalara ve koridorun kapısını kapatıp hemen yan tarafta duran büyük bir dolabı kapının önüne yıktı. Kapıyı kontrol ederek hızla ilerlerken birden kendini yerde buldu. Meks ustası nın yere düştüğünü duyunca arkasına baktı ve ustasının siyah elbiseli birine çarptığını gördü. Ustası yerden kalkınca çarptığı adama baktı çok kısa bir süre.Adam, yüzünde hırsızlar tanrısının gülen ağlayan maskesini takmış ve siyah bir deri zırh giymişti. Ancak siyahlı adam o an yerdeki bir şeye bakıyordu. Yerde ikilinin biraz önce çaldığığı kristal çarpışma sırasında yere yuvarlanmıştı. Meks’İn endişeli bakışları arasında ustası hızlı bir şekilde kristale ayağı ile vurdu ve Meks’in yönüne doğru gönderdi. "Pardon!" dedi maskeli adama alaylı bir şekilde bakarak. Maskeli adam bu sözün ardından kolunun içinden uzun bir bıçak çıkarttı.

Meks "Usta!" dedi korumaların baltaları ile kapıyı açmaya çalışmalarının sesi arasında Ustası Meks’e “git!” diye bağırdı ve karşısındaki gizemli adam ise "Git, seni nasıl olsa yakalarım." Dedi ve başını Meks’ten ustasına çevirip hafifçe yatırdı. "Bir evde iki hırsız. Şansın bu kadarı" Dedi. Sözün hemen ardından usta sırtındaki kısa kılıcı çıkarttı ve bir adım geriledi. Kılıcı adamın kolundan çıkarttığı uzun bıçağa değiyordu. "Güzel bıçak." Dedi adamın etrafında dolanırken. "Sağol." Diye karşılık verdi maskeli adam "Bir tane daha var." Diye devam etti ve diğer elinden de aynı şekilde bir bıçak çıkarttı. İkinci bıçağı gören usta elini belinin arkasındaki bıçağa ulaşmak için arkasına attı ama bıçağını biraz önce korumanın boğazında bıraktığını hatırladı. Maskesinin ardında adamın alaycı ve küçük görür bir şekilde baktığından emindi. İkinci bıçak için bir savunması yoktu bu yüzden etrafıanda işe yarayacak birşeyler bulma şansı ile elini arkasına attı. Elini arkasına attığında eline metalin soğukluğu geldi. "Bir kılıç kabzası!" diye geçirdi içinden ve dokunduğu nesneyi tutup hızla rakibine doğrulttu. Maskeli adam kendisine doğrultulanı göünce bir an şaşırdı. İçi çiçeklerle dolu ince bir metal vazo idi kendisine doğrultulan. Kendisine doğrultulmuş vazoya şaşıran ve sinirlenen maskeli adam bıçağını çiçeklerin arasına soktu ve elinin içindeki bir düğmeye bastı. Düğmeye basınca bıçağın iki yanından iki tane keskin uç çıktı ve çiçekleri paramparça etti. Meks’in ustası bıçaklardan korktuğunu belli etmemek için çiçeklere bakıp "Hiç nazik değilsin!" dedi. Tam o sırada arkadaki kapı büyük bir gürültü ile parçalandı. Üç tane koruma baltaları ile kapıyı paramparça etmişti ve koridorun orasında çarpışmak üzere olan iki adama bakıyorlardı. Bir anlık boşluğu fark eden usta vazoyu korumalara doğru fırlattı ve koşmaya başladı. Maskeli adam ise korumalarla baş başa kalmıştı.

Koridorda koşan usasını gören Meks, ustası odadan içeri girdikten sonra hızla kağıyı kapattı ve arkasına bir sandalye koydu "Meks, çabuk çıkalım buradan neredeyse gelirler." Dedi nefesnefese kalan ustası. Meks "pencereden aşağıya inemeyiz ama, odanın yanındaki bir kapak aşağıdaki çöpe açılıyor. Deponun hemen yanına!" dedi ve kapağı açtı. Ustası kapağa baktı, dar ve sıkışık olan kapağa. Hayır manasında Meks’e başını salladı ve " En iyisi kılıçlarımızı çekelim ve korumalara dalalım kapıya kadar çıkabiliriz." dedi suratındaki korku ifadesi korumalardan değil dar kapaktan kaynaklanıyordu. Meks ustasının dar alan korkusu olduğunu duymuştu ama buna inanmamıştı. "Usta şu pencereden bir baksana! Sanırım bir şansımız var." Dedi Meks. Ustası pencereden bakmak için yanına geldiğinde de onu hızla tutup kapaktan aşağıya doğru attı. Ustasını aşağıya attıktan hemen sonra da Meks atladı. Temizlikçilerin kirli eşya çuvallarını attıkları kanal sayesinde ikili deponun on metre yakınında bahçeye inmişlerdi. Meks kirli elbise çuvalları arasından gözlerini kapatmış ustasını çekip çıkarttıktan kendine gelmesi için ustasına bir tokat attı. Ustası kendine geldikten sonra ikili depoya doğru koşmaya başladılar. Bu sırada arkalarında korumaların vahşi köpekleri belirdi. "Meks! Tavuk!" diye bağırdı ustası. Meks hemen çantasındaki tavuğu köpeklere doğru attı. Köpeklerin atılan etile uğraştıkların sırada en üst katın depoya bakan penceresi büyük bir gürültü ile kırıldı ve pencereden aşağıya doğru maskeli adam atladı. Yere sanki bir büyücüymüş gibi rahatça indi ve etrafına bakıp karanlıklar arasında gözden kayboldu. Bu sırada Meks ve ustası depoya ulaşmışve çatısına çıkmışlardı. Çatının tepesinden duvarın üstüne sadece iki metre vardı. Duvarın hemen üstüne çıktılar ve kancalı iple aşağıya inip atlarına binip şehrin karnalık sokaklarında kayboldular..

0 yorum: